
İklim Zirvelerinin Gerçek Yüzü
Dünyanın dört bir yanından liderler, uzmanlar ve kurumlar her yıl büyük bir coşkuyla toplanıyor; salonlar doluyor, kameralar çalışıyor, bildirgeler alkışlarla kabul ediliyor. Adına “İklim Zirvesi”

Dünyanın dört bir yanından liderler, uzmanlar ve kurumlar her yıl büyük bir coşkuyla toplanıyor; salonlar doluyor, kameralar çalışıyor, bildirgeler alkışlarla kabul ediliyor. Adına “İklim Zirvesi”

eride bıraktığımız hafta, Türkiye sadece diplomatik protokoller üzerinden değil, küresel güç dengeleri, medeniyet siyaseti ve toplumsal vicdan üzerinden okunduğunda tarihî değeri yüksek mesajlar verdi. Papa’nın göreve geldikten sonra gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapması, uluslararası ilişkiler literatüründe “sembolik diplomasi” kavramına textbook niteliğinde bir örnek olarak kaydedilmelidir. Zira Papa’nın bir ülkeye ilk ziyaret tercihi, Vatikan’ın o ülkeye ilişkin uzun vadeli stratejik konumlandırmasını gösteren en yüksek düzeyde politik işarettir.

Modern savaşların sahası artık sadece cephe çizgisinde kurşun iziyle değil; finans piyasalarında, enerji koridorlarında, veri akışlarında ve diplomatik masalarda şekilleniyor. Ukrayna-Rusya çatışması da bunun en görünür örneklerinden biri. Silahların gölgesinde ulusların kaderi belirlenirken, aktörlerin çıkarları ile ideallerin bedeli arasındaki uçurum giderek büyüyor.

Türkiye’nin yıllardır yüzleşmekten kaçtığı bir gerçek var: Eğitim sistemi, çocuklarımızı hayattan, milletten ve değerlerden kopuk bir duygu yoksunluğuna doğru sürüklüyor. Bu, gençliği suçlayan bir söylem değildir; tam tersine, onları böyle yetiştiren zihniyeti sorgulayan bir çağrıdır. Çünkü mesele gençler değil, gençleri bu hâle getiren eğitim politikalarıdır.
Son yıllarda ortaya çıkan tablo iç açıcı değil. Çocuklar acıyı ekranın piksel yoğunluğu kadar hissediyor, savaşlar ve trajediler çizgi film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Merhamet, dayanışma, sabır gibi kavramlar giderek yabancılaşıyor. Bunun nedeni gençliğin duygusuzluğu değil; biz yetişkinlerin, onları hayattan izole eden aşırı korumacı, yapay, filtreden geçirilmiş bir yaşamın içine sıkıştırmış olmasıdır.

Uzun zamandır bu köşede, Siyonist aklın bölgesel stratejilerini, Orta Doğu’dan Orta Asya’ya uzanan çok katmanlı oyunlarını analiz ediyorum. Defalarca vurguladım: Bu akıl asla tek cepheden ilerlemez; zihinleri, ilişkileri ve dengeleri aynı anda kuşatarak hareket eder.

Devlet Bahçeli’nin TBMM kürsüsünden söylediği “Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi hayırlı olur” sözü, işte öyle bir cümledir. Ne bir temenni, ne de bir yumuşama çağrısıdır bu. Bu söz, siyasetin değil devletin tonunu ayarlayan bir çıkıştır.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Belçika’da bir miting düzenleyeceğini duyurmuştu. Ancak beklenenin aksine, söz konusu miting ne kamuoyu ilgisi ne de kitlesel katılım açısından arzulanan sonucu doğurabildi. Bu tablo, parti yönetimi ve çevresinde ciddi bir moral bozukluğu yaratmış olacak ki, yaşanan hayal kırıklığının faturası sistematik bir biçimde Avrupa’daki Türk toplumuna kesilmeye başlandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçtiğimiz günlerde “gurbetçiler” başlığıyla gündeme getirilen öneri, yıllardır süre gelen bir zihniyet arızasını bir kez daha gözler önüne serdi. Saadet Partisi tarafından sunulan 15 maddelik “Yurtdışı Türklerin Talepleri” listesi ilk bakışta cazip bir paket gibi görünse de, bu önerinin içeriği kadar niyeti de sorgulanmaya değerdir. Zira mesele, ne bedelli askerlik ücreti, ne uçak bileti fiyatı ne de araç kalış süresidir. Mesele, doğrudan doğruya siyasal temsilin kurumsallaşmasıdır.

Avrupa’ya yönelik göçün üzerinden tam altmış dört yıl geçti. Bugün, 2025 yılı itibarıyla, artık dördüncü nesil Yurtdışı Türklerinden söz ediyoruz. Bu topluluk, yalnızca yaşadıkları ülkelerin ekonomik ve kültürel yapısında değil; aynı zamanda sosyal yaşam ve siyaset sahnesinde de dikkate değer bir düzeye erişmiş durumda. Ne var ki, bütün bu nitelikli ve nicelikli insan kaynağına rağmen, Yurtdışı Türklerinin anavatanla olan ilişkisi hiçbir zaman hak ettiği derinlikte ele alınmadı.
Avrupa’ya yönelik göçün üzerinden tam altmış dört yıl geçti. Bugün, 2025 yılı itibarıyla, artık dördüncü nesil Yurtdışı Türklerinden söz ediyoruz. Bu topluluk, yalnızca yaşadıkları ülkelerin ekonomik ve kültürel yapısında değil; aynı zamanda sosyal yaşam ve siyaset sahnesinde de dikkate değer bir düzeye erişmiş durumda. Ne var ki, bütün bu nitelikli ve nicelikli insan kaynağına rağmen, Yurtdışı Türklerinin anavatanla olan ilişkisi hiçbir zaman hak ettiği derinlikte ele alınmadı.
| Çerez | Süre | Açıklama |
|---|---|---|
| cookielawinfo-checkbox-analytics | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Analytics". |
| cookielawinfo-checkbox-functional | 11 months | The cookie is set by GDPR cookie consent to record the user consent for the cookies in the category "Functional". |
| cookielawinfo-checkbox-necessary | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookies is used to store the user consent for the cookies in the category "Necessary". |
| cookielawinfo-checkbox-others | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Other. |
| cookielawinfo-checkbox-performance | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Performance". |
| viewed_cookie_policy | 11 months | The cookie is set by the GDPR Cookie Consent plugin and is used to store whether or not user has consented to the use of cookies. It does not store any personal data. |