Türkiye’nin yıllardır yüzleşmekten kaçtığı bir gerçek var: Eğitim sistemi, çocuklarımızı hayattan, milletten ve değerlerden kopuk bir duygu yoksunluğuna doğru sürüklüyor. Bu, gençliği suçlayan bir söylem değildir; tam tersine, onları böyle yetiştiren zihniyeti sorgulayan bir çağrıdır. Çünkü mesele gençler değil, gençleri bu hâle getiren eğitim politikalarıdır.
Son yıllarda ortaya çıkan tablo iç açıcı değil. Çocuklar acıyı ekranın piksel yoğunluğu kadar hissediyor, savaşlar ve trajediler çizgi film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Merhamet, dayanışma, sabır gibi kavramlar giderek yabancılaşıyor. Bunun nedeni gençliğin duygusuzluğu değil; biz yetişkinlerin, onları hayattan izole eden aşırı korumacı, yapay, filtreden geçirilmiş bir yaşamın içine sıkıştırmış olmasıdır.