Almanya yıllardır kendisini dünyaya hukuk devleti, özgürlükler ülkesi, insan haklarının kalesi olarak tanıttı. Demokrasi dersi verdi, hoşgörüyü siyasal vitrin yaptı, geçmişiyle yüzleştiğini söyledi. Peki bugün aynı Almanya’ya tek bir soru sormak gerekiyor: Bir ülkede insanlar ibadethanelerine giderken korkuyorsa, anneler çocuklarını isimlerinden dolayı tedirgin büyütüyorsa, camilerin duvarlarına nefret yazıları yazılıyorsa, kutsal mekanlara saldırılar sıradanlaşıyorsa o ülkede demokrasi gerçekten tam mıdır? Bu soruyu sorarken amacım Almanya’yı suçlamak değil. Tam tersine: Almanya’nın kendi değerlerine sahip çıkması için bir çağrı yapıyorum. Çünkü biz Müslümanlar da bu ülkenin bir parçasıyız. Ve sorun, kötü niyetli bir azınlık değil, sessiz kalan çoğunluktur.
Federal hükümet verilerine göre yalnızca 2024 yılında Almanya’da 1.554 İslam karşıtı suç işlendi. Aynı yıl 54 cami saldırıya uğradı. Bu, neredeyse her hafta bir caminin hedef seçildiği anlamına geliyor. Bunlar sadece kayda geçenler. Bir de kayda geçmeyenler var. Karakola gitse de sonuç alamayacağını düşünenler. Çocuğu okulda dışlanmasın diye susan aileler. İşini kaybetmemek için aşağılanmayı içine atan çalışanlar. Gerçek rakamlar, açıklanan rakamlardan daha ağır olabilir. Çünkü nefret önce istatistiklere değil, insanların ruhuna işler. Bir camiye saldırıldığında yalnızca taş duvara çarpmaz. Kırılan sadece cam olmaz. Hedef alınan sadece bir bina değildir. O taş birlikte yaşama kültürüne atılır. O taş anayasanın eşitlik ilkesine atılır. O taş toplumsal huzura atılır. O taş insan onuruna atılır.
Peki somut olarak ne işlemedi? Bir örnek verelim. 2023 yılında Kuzey Ren-Vestfalya’da bir camiye molotofkokteyli atıldı. Fail bir yıl sonra hala bulunamamıştı. Aynı şehirde bir sinagog hedef alındığında ise özel bir soruşturma ekibi aynı hafta kuruldu. Bu bir çifte standart değilse nedir? Bir sinagoga saldırı olduğunda ayağa kalkmak medeniyettir. Bir kiliseye saldırı olduğunda tepki göstermek insanlıktır. Bir camiye saldırıldığında aynı kararlılığı göstermek ise adaletin gereğidir. Adalet seçici davranıyorsa, artık adalet değildir. Bugün Almanya’da bazı çevreler Müslümanları “sorun” başlığı altında anlatıyor. Göç denildiğinde Müslüman, güvenlik denildiğinde Müslüman, uyum denildiğinde yine Müslüman konuşuluyor. Televizyon ekranlarında kurulan cümleler ertesi gün metroda hakarete dönüşüyor. Gazete manşetlerinde pompalanan korku, akşam bir caminin kapısına boyayla yazılıyor. Seçim meydanlarında atılan ayrıştırıcı sloganlar, sonra bir çocuğun okul hayatına yük oluyor. Ama işin daha acı yanı şu: Fail Müslümansa günlerce manşet. Mağdur Müslümansa birkaç satır. Bir suçun değeri failin kimliğine, mağdurun inancına göre değişiyorsa, orada yalnız medya değil, vicdan da sorunludur.
Bazıları Almanya için tehlikenin Müslümanlar olduğunu söylüyor. Hayır. Almanya için gerçek tehlike; normalleşen nefret, sessizleşen kurumlar, seçici vicdan ve parçalanan toplumsal güvendir. Bir ülkeyi dışarıdan gelenler değil, içeride büyüyen adaletsizlik çürütür. Bu mesele sadece Türklerin meselesi değildir. Sadece Arapların meselesi değildir. Sadece Müslümanların meselesi de değildir. Bu, Almanya’nın kendi aynasına bakma meselesidir. Bugün camiye susan, yarın kiliseye de susar. Bugün başörtülü kadına sessiz kalan, yarın farklı düşünen herkese sessiz kalır. Bugün bir topluluğu yalnız bırakan, yarın kendisi yalnız kalır. Çünkü nefret doymaz. Bir grupta durmaz. Her sessizlikten cesaret alır.
Peki ne yapılabilir? Bu metni okuyan herkesin “şimdi ne yapabilirim?” diye sorma hakkı var. İşte somut adımlar. Bireysel olarak bir cami saldırısı haberini gördüğünüzde o caminin önüne bir çiçek bırakın. Kısa bir destek mesajı yazın. Bu, susmadığınızı gösterir. Çocuğunuzun okulunda Müslüman bir çocuk dışlanıyorsa, öğretmene “bu kabul edilemez” deyin. Yerel belediyenize bir e-posta gönderin: “İslam karşıtı suçlar için bir raporlama ve dayanışma birimi kurar mısınız?” Toplumsal olarak: Cami dernekleri, her saldırıdan sonra yalnız hareket etmesin. Sinagogları ve kiliseleri ortak basın açıklamasına davet etsin. “Bu sadece Müslümanların sorunu değil” mesajı verilsin. Bir sonraki saldırıda o sinagog ve kilise doğal müttefik olur. Siyasi olarak seçim döneminde adaylara şu soruyu sorun: “İslam karşıtı suçlar için özel bir temsilci atayacak mısınız? Yahudi karşıtı suçlar için var. Eşitlik nerede?”
Almanya bugün bir yol ayrımındadır. Ya herkes için özgürlük ülkesi olacak ya da bazıları için özgürlük vitrini olarak kalacak. Camiler yanarken verilen sessizlik unutulmaz. Kırılan camlar onarılır, duvarlar boyanır, kapılar yeniden yapılır. Ama güven bir kez yıkılırsa kolay kurulmaz. Ve tarih, en çok konuşanları değil, gerektiğinde konuşanları yazar. Şimdi konuşma zamanı. Bu yazı bir suçlama değil, bir davettir. Elinizi taşın altına koymaya. Çünkü sorun sadece camiler değil sorun hepimizin geleceği.