Görünmeyenlerin Gerçeği
Picture of Salih Altınışık
Salih Altınışık
Ekonomist • ATDF Başkanı • TULİP Forum Sözcüsü

İnsan zihni çoğu zaman gerçeği aramaz, kendisini rahatlatacak hikayeleri arar. Bu yüzden kulağımıza hoş gelen örnekleri büyütür, gerçeği anlatan sessiz çoğunluğu ise yok sayarız. Bugün etrafınıza bakın; herkes başarı hikayeleri anlatıyor. Üniversiteyi bırakıp milyarder olanlardan, sıfırdan zirveye çıkanlardan, “her şeye rağmen başaranlardan” bahsediliyor. Aynı şekilde biri çıkar, “Dedem günde bir paket sigara içerdi, 90 yaşına kadar yaşadı” der ve bu cümle bir anda sanki bir gerçeğin kanıtıymış gibi zihnimizde yer eder. Hatta daha da ileri gideriz, geçmişi kutsarız; “Eskiden her şey daha kaliteliydi” deriz. Şarkılar daha güzeldi, filmler daha anlamlıydı, eşyalar daha sağlamdı. Oysa farkında olmadan çok büyük bir zihinsel tuzağın içine düşeriz. Çünkü biz gerçeği değil, hayatta kalanları görüyoruz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunun yaşadığı bir olay, bu yanılgıyı tokat gibi yüzümüze çarpar. Savaştan dönen uçaklar incelenir, kanatlarında ve gövdelerinde yoğun mermi izleri vardır. Komutanlar doğal olarak şu sonuca varır: “En çok mermi alan yerleri zırhlamalıyız.” Bu, ilk bakışta son derece mantıklıdır. Ama matematikçi Abraham Wald bambaşka bir gerçeği görür. İncelenen uçaklar geri dönebilenlerdir. Yani üzerlerindeki mermi izleri, o bölgelerin zayıf değil, tam tersine dayanıklı olduğunu gösterir. Asıl zayıf noktalar, hiç mermi izi olmayan yerlerdir. Çünkü o noktalardan vurulan uçaklar geri dönememiş, denizin dibine gitmiştir. Onlar incelenemez, onlar konuşamaz, onlar görünmez. İşte asıl hata burada başlar: Sadece hayatta kalanlara bakarak karar vermek.

Bugün de aynı hatayı yapıyoruz, hem de her alanda. Sigara içip uzun yaşayan birini örnek alıyoruz ama genç yaşta hayatını kaybeden milyonları görmezden geliyoruz. Üniversiteyi bırakıp zengin olan birkaç kişiyi konuşuyoruz ama aynı yolu deneyip hayatı altüst olan sayısız insanın varlığını unutuyoruz. Geçmişi överken, o dönemin çöpe gitmiş, başarısız olmuş, unutulmuş yüzde doksan dokuzunu yok sayıyoruz. Çünkü bugüne sadece en iyiler ulaşır. Biz ise bugünü, geçmişin sadece hayatta kalabilmiş en parlak parçalarıyla kıyaslarız. Bu bir karşılaştırma değil, bu düpedüz bir yanılsamadır.

Asıl tehlike de burada yatıyor. Çünkü bu yanılsama bize yanlış dersler verir. Başarıyı yanlış tanımlar, riski küçümsetir, hatayı romantikleştirir. İnsanlar sahneye çıkan birkaç “kazananı” izleyip onların yolunu kopyalamaya çalışır. Oysa o yolun kenarında görünmeyen bir mezarlık vardır. O mezarlıkta başarısız girişimler, kaybedilen birikimler, dağılan hayatlar, tükenen umutlar yatar. Ama onlar konuşamaz. Onlar kitap yazmaz. Onlar alkış almaz. Bu yüzden biz onları hiç duymayız.

Gerçek şu ki, hayat bize sunulan örneklerden çok daha serttir. Başarı istisnadır, başarısızlık kuraldır. Ama biz istisnayı kural sanmayı tercih ederiz çünkü bu daha umut vericidir, daha kolaydır, daha az sorgulama gerektirir. Oysa akıl dediğimiz şey, kolay olanı değil doğru olanı aramak zorundadır. Bunun yolu da sadece görünenlere değil, görünmeyenlere bakmaktan geçer.

Bir dahaki sefere biri size büyük bir başarı hikayesi anlattığında, içinizdeki sesi susturmayın ve kendinize şu soruyu sorun: “Bu hikayenin anlatılmayan kısmı nerede?” Çünkü çoğu zaman gerçeği belirleyen, sahnede alkışlananlar değil, sessizliğe gömülenlerdir. Ve hakikat şudur: Hayatta kalanlar bize ilham verebilir, ama gerçeği anlamak istiyorsak gözümüzü denizin dibine çevirmek zorundayız.

Haber kategorisi: