Bugün dünya, hukukun değil, gücün konuştuğu karanlık bir eşiğe sürüklenmektedir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, uluslararası hukukun açık ve pervasız bir ihlalidir. Bu saldırı, yalnızca bir ülkeye değil; doğrudan doğruya küresel düzenin kalan son meşruiyet kırıntılarına yönelmiş bir meydan okumadır. Artık açıkça görülmektedir ki, uluslararası hukuk güçlüler için bir araç, zayıflar için ise bir illüzyondan ibarettir.
İran’ın bu saldırı karşısında kendini savunması, hukuki ve insani bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu durum, savaşın sınırlarını ortadan kaldırmaz. Komşu ülkelere yönelen, sivilleri ve yaşam altyapısını hedef alan her saldırı, kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Hukuksuzluk, taraf değiştirince meşruiyet kazanmaz.
Bugün yaşananlar, sadece bir savaş değil; insanlığın akıl, ahlak ve hukukla olan bağının kopuşudur. Savaş artık bir araç değil, kontrolsüz bir yıkım biçimi haline gelmiştir. Ve bu yıkım, yalnızca şehirleri değil, insanlığın ortak vicdanını da enkaza çevirmektedir.
Daha da vahimi, küresel siyasetin sorumsuz, sığ ve tehlikeli söylemlerle yönlendirilmesidir. Liderlik makamları, basiretin değil, cehaletin ve hamasetin sahnesine dönüşmüştür. Yapılan her açıklama, krizi çözmek yerine büyüten bir kıvılcım haline gelmektedir. Bu, bir siyaset krizi değil; bir medeniyet krizidir.
İdeolojik ve dini motivasyonlarla beslenen ittifaklar ise bu yangına benzin dökmektedir. Siyonist ve Evanjelist aklın kesiştiği noktada şekillenen bu tehlikeli hat, dünyayı bilinçli bir şekilde felakete sürükleme iradesi göstermektedir. Bu, sadece bir jeopolitik strateji değil; insanlığın geleceğine yönelik açık bir tehdittir.
Artık susmak suçtur. Tarafsızlık, bu düzenin devamına verilen örtük bir destektir. Dünya ya hukuku yeniden inşa edecek ya da güçlünün keyfiliğine teslim olarak kendi sonunu hazırlayacaktır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey diplomatik nezaket değil; açık bir duruş, net bir irade ve sarsılmaz bir ilkedir. Ya adalet ya kaos. Ya hukuk ya barbarlık.
Ve unutulmamalıdır: Adaletin sustuğu yerde, zulüm sadece başlar.